7 Güzel adam

İlknur Altıntaş

Yıl 2016…

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Başkanı, “Yedi Güzel Adam Edebiyat Müzesi” için açıklamalarda bulundu…

“Kolları sıvadık, başlıyoruz” filan dedi…

Hatta… Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı Cevdet Kabakçı 2017 yılında Yedi Güzel Adam Müzesi’nin restorasyon çalışmalarının tamamlanacağını müjdeledi!

Muhafazakâr/sağ kesim için daha bir önemlidir bu okul/müze…

Az sabredin, nedenine az sonra geleceğim.

Soru şu: E, ne oldu da bu kadar önemsediğiniz, ömürlerini, şiirlerini dava uğruna feda eden

Bir fikri, düşünceyi inşa etmek için çabalarken bu adamlar…

Birileri çimentodan mı çaldı bilemedik ki?

Bina ha yıkıldı yıkılacak, en çok hasar alanlardan biri Kahramanmaraş’ta…

Şimdi ne diyorlar?

-En kısa zamanda eskisinden daha güzel yapacağız!

Hep aynı nakarat! Hep aynı ama!

Oysa… 2019 yılında müzeye dönüştürülen ve Türk Edebiyatı’nın çok önemli “yedi” isminin eğitim gördüğü Tarihi Maraş Lisesi çok önemli.

Sadece bizim için de değil…

Hem kültürel hem sanatsal anlamda UNESCO Dünya Edebiyat Kentleri listesine adını yazdırdı.

Öyledir ama Kahramanmaraş…

Şiir ve aşk demektir! Şairler diyarıdır…

Eski adı Kara Lise’ydi; 1863 yılında Protestan Okulu olarak açıldı ilk…

Ve… 1933 yılında Kahramanmaraş’ta açılan ilk eğitim kurumuydu…

Peki, okul müzeye çevrilince neden “Yedi Güzel Adam” adı verildi?

Çünkü onların yolu Kahramanmaraş’ta kesişti…

Ve onlar, muhafazakâr kesimin gözbebeğiydi…

Kim mi onlar?

Yazalım…

YEDİ GÜZEL ADAM

Sezai Karakoç…

Namı diğer: Diriliş şairi…

“İnsanın yarısı utançtır. Her şeyi tam olsa da utancını yitirmiş bir medeniyet, sağlıksızdır” der.

Ve… “İnançlıyım, barış ve düzen yanlısıyım. Savaşım bunlar içindir.”

Her şair gibi platonik bir aşkın beslediğiydi belki de…

Yıl 1952…

O meşhur Mona Roza’yı bilirsiniz: “Mona Roza siyah güller ak güller / Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak / Kanadı kırık kuş merhamet ister / Ah senin yüzünden kana batacak / Mona Roza siyah güller ak güller.”

Evet, Sezai Karakoç’un Ergani’de başlayan eğitim hayatı Maraş’ta devam etti.

Ve… Anadolu düşüncesinin fitili orada yakıldı yüreğinde…

Cahit Zarifoğlu

Kahramanmaraşlıydı… 1940 doğumlu!

Hâkim bir babanın evladıydı ve eğitimine Siverek’te başladı; derken Ankara, Kızılcahamam ve gene Kahramanmaraş’a döndü.

“Umudumuz acımızdan büyük” derdi…

Ve… “Biz sakalları şiirler karışık; Allah ile barışık adamları sevdik”

Hatta “Nereye kadar kendinden kaçabilirsiniz. Ya bir daha geri dönemezsen?” diye sordu.

Erdem Bayazıt…

O da Maraşlıydı, 1939 doğumlu!

Gerçek adı Adil Erdem’di…

Annesi Şerife Hanım ise Arifoğullarından’dı…

“Bir şarkısın dünya! Çoğu zaman hüzün makamında” derdi.

Ve… “Ya bütün şairler seni sevmiş ya da ben her mısrada seni buluyorum”

Hatta “Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır, her kırışığı sorulacak bir hesabı, her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır”

Rasim Özdenören…

Maraşlıydı; 1940 doğumlu!

Hz. Ali’nin çok sevdiğim bir sözü vardır: “İnsan bilmediklerinin düşmanıdır”

O da: “Okuyup anlamak, bilmek gerek. Çünkü insan en çok bilmediğine düşmandır” dedi.

Ve… “Yapacak işi olan, diyecek sözü olan onu söylüyor ve onu yapıyor. Yapacak işi, diyecek sözü olmayansa, başkasının yapıp ettiklerinin dedikodusunu yapmaklar meşgul oluyor”

Hatta… “Hem bu deveyi güdecek, hem bu diyarda kalacağız. Çünkü deve de bizim, diyar da” demişliği var.

Nuri Pakdil…

1934 yılında Kahramanmaraş’ta dünyaya geldi.

Kudüs şairlerinden…

“Yüreğimin yarısı Mekke’dir, geri kalanı da Medine’dir. Üstünde bir tül gibi Kudüs vardır” Kahramanmaraş’ı ise şöyle anlatır “Bir yazarın notları” eserinde:

“Büyüdüm, çeşmeler de aktı yanımda. Şimdi bakıyorum, kimi kurumuş, çok az su akıyor kiminden de. Her çeşme bir kent oldu yanı başımda. Nerede bir çeşme görsem, suyu akıyorsa, Maraş’ın manevi görüntüsü süzülmektedir.”

Sadece İslam ve Orta Doğu değil Batı edebiyatından yaptığı şiir ve düşünce yazısı çevirileri de vardı.

Hatta… “Dostoyevski okumayanlara ehliyet vermemeli” dedi.

Ve… “İnsan! Seni savunuyorum; sana karşı!”

Emek, emperyalizm, devrim gibi kelimelere çok rastlarsınız eserlerinde. Üstelik kendisini bir muhafazakâr değil, devrimci bir Müslüman olarak tanımlardı.

Yine Hz. Ali der ya: “Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz”

O da hep derdi ki: “Kuşkusuz en etkili ve evrensel silah kelimelerdir. Okumadığın gün karanlıktasın”…

Mehmet Akif İnan…

Bir Kudüs şairi daha…

Aslen Maraşlı değil, 1958 yılında Urfa’dan Maraş Lisesi’ne sürgün edildi…

Aynı yıl Derya Gazetesi’ni çıkardı bir grup arkadaşıyla…

Mescid-i Aksa şiiri meşhurdur…

1992 yılında Eğitim-Sen’i, sonrasında ise Memur-Sen’i kurdu. Sendikacılıkta çığır açtı yani… Ve son ana kadar da vazgeçmedi…

1999 yılında Ankara’da bir miting sonrası hastalandı; zatürre oldu ve doğduğu topraklara döndü; Urfa’ya…

Ve… Peygamberler diyarında hayatını kaybetti…

Alaaddin Özdenören…

1940 yılında Maraş’ta doğdu…

Ve… Dokuz yaşındaki oğlu Kerem’i trajik bir trafik kazasında kaybettikten sonra iflah olmadı…

Hüzün, acı ve keder tüm yaşamı boyunca bir gölge gibi peşindeydi…

“Kerem’in Çantası” diye bir şiiri vardır…

“Senin çantanın oğlum

Bir gözünde gülücüklerin vardı

Ağlayan çocukların yanaklarına yapıştırırdın

Bir gözünde defterin vardı

Ki her yaprağında

Yıldız gibi çırpınırdı minik kalbin.

Bir gözünde üzüntülerin vardı

Saklardın.

Bir gözüne de kuşlar yuva yapmıştı.

Kulpundansa Keremcik

Kedercikler sızardı.”

Dedik ya…

Hem Türk Edebiyatı’nın hem de muhafazakâr kesimin çok önemli isimleriydi…

Öyle ya. Şiirleri, sözleri parti mitinglerinde kullanıldı hep…

İdolleriydi…

Pek kıymetliydi…

İnsan sormadan edemiyor!

Değer verdiklerinize böyle davranıyorsanız, diğerlerinin vay haline…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir